
…
sisler bulvarı’nda seni kaybettim
sokak lambaları öksürüyordu
yukarıda bulutlar yürüyordu
terkedilmiş bir çocuk gibiydim
dokunsanız ağlayacaktım
yenikapı’da bir tren vardı
…
Attila İLHAN
2 weeks ago · 1 note

…
sisler bulvarı’nda seni kaybettim
sokak lambaları öksürüyordu
yukarıda bulutlar yürüyordu
terkedilmiş bir çocuk gibiydim
dokunsanız ağlayacaktım
yenikapı’da bir tren vardı
…
Attila İLHAN
2 weeks ago · 1 note

Baktığımda kusursuz gördüklerim
Zamanı gelmeden kaybolanlar olduysa
Uzaklara gideyim ki çok uzak olsun
Kimselerim olmasın
Yakın zamanda elime geçen içinde kitaplardan altı çizili satırların yazılı olduğu not defterim, ayraçlarım, yanlışların üstünü karalamadan iz bırakmamak şartıyla silgim ve cepleri kocaman bir paltoyla başımı yaslayacağım bulutdan bir yastığım olmalı. Kitapları bu defa istemiyorum! Başladığım hikayeyi bitiremediğim gibi başkalarının hikayelerinde kaybolmak canımı sıkıyor. Bu yüzden belkide düşündüklerimi ben dile getirmeliy(miş)im. Oysa bir çoğunuz benim kelimelerimin anlamını nereden bileceksiniz?
Yazdıklarımız çoğu kez hissettiklerimizden ibaret değil midir? Yürekden gelen sesin satırlara düştüğünde kaybolma ihtimalinden söz edenler nerede? Kaldı ki yazınca iyi olduğunu düşünenler var bilmezler mi her kağıtta karaladıklarımız bizden birer iz taşır ve unutulması zor olanlandan biridir.
Ben dayanamadım yazdım yeniden
Ardında görünmeyenlere dokunmadan
Yağmurun izini bıraktığı pencerede
Ardında göremediklerim sebep
Ben kendi uzaklarıma dokundum
Sırası geldiğinde..
Sümeyyenur
2 weeks ago · 3 notes

Kahramanlar vardı, hayata dair yaşama sımsıkı tutunduğunu düşünen ansızın esen rüzgarda yok olup gidenlerdi. Rüzgarın sesi ve görüntüsü gökyüzünde değildi, maviye hapsedilmiş kimi zaman fırtınaya dönüşen yüreklerde bir çiğ tanesinin masumluğunda gözlere değerdi. Evet rüzgar o gün yoktu! kaybolmuştu, ne bir ses ne bir çığlık ne de sükuneti vardı. Anlatamadığı kadar kaybolmuştu. Aramalıydı. Lakin sadece rüzgarın içine düşen yanını bilirdi, gittiğinde ardında kaldığı kokusu ve masmavi umutları vardı.Rüzgar gitmişti!
Birden irkilmek olmazdı hep bir yanında o anın korkusuyla yaşamış mevsimlerin giderken terk ettiklerini düşünerek yanağına değen damlada dualarını biriktirir ceplerinde sıkı sıkıya tutardı. Bu yüzden cepleri kocamandı çünkü büyük umutlarını anlatmayı beklediği güne kadar hepsini teker teker işlemeliydi, unutmak olmazdı!
Kendisine çizilen yolun boşluğunda gelen hengameleri atlattığını düşünerek yüreği cesur bi yandan da kırılgandı lakin yürüyordu, tekti ve kimse gözükmemişti o ana dek.
Kafasını kaldırdı Linda, gökyüzünün maviliğinde bulmuştu özgürlüklerini. O gün onu anlamak için gelen kuşları da gözden kaybolmuştu, öncesinde terk edeceklerini anlamıştı gözlerinden. Gözleriniz “Öyle güzel ki..” diyebilmişti. Daha fazlasını anlamayacaklarını bildiği halde konuşmak istemişti bu defa, tek soluk da bitmemişti. Yine yarım kalmıştı. Ah Linda. Bulutların hüznünden dolayı taşıyamadıklarını düşünür bu yüzden yağmurları pek severdi. Yağmur üstüne pek çok umudunu iliştirmiş, kayıp gideceklerini kendine dahi izah edememişken umutlarının sahibine nasıl anlatırdı? Yalnızdı, yol uzun ve yağmurlu.
Son zamanların aksine uzun süredir gözükmemişti Jozef. Yol uzun ve yağmurluydu. Güneşi son gördüğü gün ile beraber kaybolmuştu. Pencerelerinden baktıklarında sahip oldukları yıldız ve kocaman mavileri vardı . Kimseler fark edememişti, tıpkı birbirlerini anlayamadıkları gibi kimselerde onları anlayamamıştı.
Anlaşılamamaktan yakınan bir çok gece,mavi,deniz,kahve ve yol eşliğinde dimağına düşmüş nice düşünceler yorarken sükunetinin acısını çekiyordu. Acı? Çocukken düştüğünde dizinin acıması mıydı? Yoksa büyüdüğünde kelimelerini bulamadığı zamanlar kendisini asla affetmeyeceği miydi? Yol bitmemekte ve Linda bir çok ifadenin karşılığını kendine izah edememekteydi, etrafında olup bitenlerden habersiz yürümekteydi. Uzakta duyduğu seslerin manasızlığı gözlerine işlemişti de incitmekten sakınmıştı, incitenleri. Başladığı cümle yarım kaldığında devamını getirene kadar kendine kızıyor çaresiz başka zaman diyor ve o zamanın gelmeyeceğini çokça iyi biliyordu.
Kahramanlar kaybolmaya başlamış ve başlanmadan bitmişti yazılanlar, bu da onlardan biriydi. Sona yaklaşmış ya da sonlanmış nice hikayeden bir parçaydı. Şimdi her şeyi geride bıraktığı denizi ya da yüklediği uçan balonu olmalıydı..
Sümeyyenur
3 weeks ago · 1 note
Kendimi pasta böreğe verdiysem bunda bir terslik vardır elbet.
3 weeks ago · 5 notes

Bugün efendim, hemen şuan ne biraz sonrası ne de bi başka zaman her an değişmeye müsait çarkın değişmeyen zamanında elimizdeki güvenle çıktığımız tren gıcırtısında durdurmaya müsaitken zamanı beklemekten ne denli bahsedip mavilere yamamışız hayallerimizi. Renklerini ayırt edemediğimiz yamalı hayallerimize her yenisini eklediğimizde ya bir öncekinin öfkesi ya da tebessümün ötesinde gizli mutlulukla hasbihal olmuş muhabbetlerin temennisi yer eder. Umut ettiklerimiz yetmezken sahip olmadığımız dünyada kimi duvarlara haykırırken kimi yüreği yettiğince yazar, yazar da kimseler hesabını soramaz kelime kelime anlatma yükümlülüğü yoktur, ya duvarlar öyle midir? Tabi az ötede bekleyen meraklı gözler için fırsattır. Susmanın hepsine bedel olduğunu düşündüğümüzden beri her geçen gün kendimize olan öfkemizi koyamadığımız ellerimiz ve sığmayan ceplerimiz vardır. Kaleme sığdırmaya çalıştık, her ezgiyi baştan dinledik yollardan bir daha geçtik. Geç olmadan anlayamadık. Ya da tren gıcırtısın da beklediğimiz çayımız geç geldi de bir sonrakini içmeye ne vakit ne de umut kaldı..
Sümeyyenur
1 month ago · 0 notes
“Ne kadar isterdim, ne kadar isterdim bir akşam üzeri müjdeci bir ses kapımı çalsaydı ve gözlerimi kamaştıran bir kuyruklu yıldız suretinde nefesimin artık kesildiği bir an içinde saltanatıyla odamı andınlatsa idi. Ona saatlerce içimdeki ülkeden bahsedebilseydim ve o, ışığıyla bana içimdeki ülkenin de içindeki cevher ülkeyi anlatsaydı. Ona içimdeki ülkenin, aslından ödünç alınmış bütün bulutlarını ve akşamlarını gösterebilseydim ve sonra ona şimdi bana bütün bunları yorumla ve bana gerçeği, kalıcı ve mutlak olanı aydınlığında göster diyebilseydim. Ne kadar isterdim bir akşam üzeri bir müjdeci sesin kapımı çalmasını ve kocaman kuyruğundan ışıltılar saçarak gerçeği odama bırakmasını. Bunca emanetini, bunca yangının gömleği ile sırtlandığım halde, bütün gölgelerini olmayan gözlerimle buğular, sisler ardından gördüğümü vehmettiğim halde, o asıl ülkeye hiç ulaşamadım.”
1 month ago · 2 notes
”Çay dediğimizin usulü üçtür…
Çay; üç şeyde yapılır; ateş, semaver, demlik.
Üç şeyde ikram edilir; çay tepsisi, çay tabağı, çay bardağı.
Çayın birçok dilde karşılığı üç harftir! Bir de çay, ‘üç’ün olduğu yerde içilir! Bir sen, bir seni yaradan, bir de seni seven..”
maesselame
(via kayipkumanda)

Yeşilin hükümdarlığını sürdürdüğü, payından kimseye bahşetmediği koca şehir.Sende bulunan suretim, biçimini aksettiren aynanın sırrında kaybolmaya yüz tuttu. Öyleyse o kadar da büyütemem seni gözümde koca şehir.
Kayboldum!
Büyüsünden bir haber olduğum şehrin mahyalarından seyrettim. İki koca çınar ardından görünebildiği kadar. Hesaba katılmamış meziyetler aksederken dimağıma susmayı öğrendim. Bir yenisini ekledim azalan nefesime. Öyle ya sayılı nefeslerimizin ne zaman biteceğine dair hükmümüz olmadığından düşlerimiz hep kocamandır. Ne zaman yakınımızda emanet için gelen meleği tahayyül etsek ellerimizi semaya kaldırıp mahcubiyetimize bir kez daha boyun bükeriz.
Nice geceler beklerken sessizliği ya ben ya da ellerim yenik düştü mahcubiyetime. Geçen “an”dan yoksun. Uzakta, lakin başımı çevirsem gözlerimin değdiği yoldan ötede olmadığını bildim. Bildikçe inandım, ,inandıkça yanıldım. Yanıldım dedim ardndan ağacını döken yaprak misali gözlerime hakim olamadım.
Korktum!
İki hecenin ötesine geçememiş ancak birbirinden ayırmaya meyilli hissediş. Biraz ötede durmayı beceremeyen sukunet. Ya da bütün söylenenleri unutup tek kelimeye sığınmak. Kim bilir ne zamandır yerini bilmediği tereddütlerin emaneti kadar korkak. Oysa korkmamayı ilk kez çocukluğumda öğrenmiştim, çok sevmeyi de o zamanlar öğretmişlerdi, şükür unutmayı bilmedim…
Sümeyyenur
2 months ago · 2 notes

Durup dinlenmeye mi geldin bu ülkenin topraklarına bilmiyorum! ama ‘eller’ kadar yabancı artık kelimelerimiz birbirine. Bahar çoktan gelip geçti daracık pencere pervazlarından. Kırlangıçlar bile gitti mevsimsiz bırakıp bu şehri….
2 months ago · 0 notes
Gidersen peşinden gelmem.Ama kalırsan bu masalın sonunu birlikte öğreniriz.Bulutlardan elbise dikmeye başlasın mı güvercinler?
Burak Aksak